ZOR ZAMANDA KONUŞMAK


"Zor zamanda konuşmak, üstelik (gi)dişe dokunur şeyler söylemek herkesin harcı değil..." Cümle İsmet ÖZEL'in "Zor Zamanda Konuşmak" isimli kitabımdan... Zor zamanda konuşmak gibi kendisini anlamak da her yiğidin harcı değil. Yazmak da konuşmanın bir türüdür. Bazen konuşarak söyleyemediklerinizi yazarak daha iyi ifade edebiliyorsunuz. İsmet ÖZEL bunlardan...

Malum, ülkemiz sıklıkla yaşadığı bir şeyi tekrar yaşıyor: Zor zaman... Zannediyorum bu bizim kaderimiz... Belki de coğrafyanın kaderi… Veya üzerimizdeki misyonun… İsviçre'nin, İsveç'in, Lüksemburg'un zor bir dönemden geçtiğini duydunuz mu hiç... Ama bizim ülkemizin zor bir dönemden geçmediği neredeyse hiçbir zaman yok... Hem de her biri diğerini aratacak kadar…

Seçimler de böyle… Benim hatırladığım ve kritik olmayan bir seçim sürecimiz olmadı hiç… Her biri diğerinden kritik ve en son olan her zaman en kritik… Tuzu kuru olanların, müzmin muhaliflerin, kaybedeceği herhangi bir şey olmayanların, cesaretini cehaletinden alanların anlayabileceği konu değil bu… Bir de elbette konjonktüre uygun olan şeylerin dillendirilmesi var… Öylesine kolay ki… Prim yaptığı için getirisi de yüksek… Ama marifet herkesin konuştuğu zamanda herkesin söylediğini tekrar etmekte değil… Necip Fazıl ‘Son Devrin Din Mazlumları’ kitabında kimsenin konuşamadığı zamanda ‘Doğu Faciası’ diye Dersim’den bahsetmiş mesela… Tartışılmanın tabu olduğu zamanlardan bahsediyorum. Gerçi hala ‘tartışılamaz’ tabular’ var ya; eski ve yeni… Ama şimdi konumuz o değil…

Seçim zamanları popülizm olur mesela… Bunu konuşmak lazım belki de… İlla da yakını olduğunuz parti popülizm yapıyorsa… Popülizm berbat bir şeydir çünkü... Millete-devlete değil, sadece yapanların işine yarar... Ayrıca da bir parti popülizm yapıyorsa ya seçimi kazanma ihtimali yoktur, ya da kazanamama riski söz konusudur… Geçmişte çok sık ve milletin gözünün içine baka baka, fütursuzca yapılırdı. 2000'li yıllarda hiç değilse 'kurumsal' olmaktan çıktı diye düşünmüş ve mutlu olmuştum. 2014 seçimlerinde yeniden hortladı... 7 Haziran'da muhalefette, 1 Kasım'da muhalefetle birlikte iktidarda...

Şimdilerde seçim sathı mailine girdik yeniden... Borçların yeniden yapılandırılması da, emekliye bayram ikramiyesi de, imar affı da, ÖTV indirimi de, KDV indirimi de 'tesadüfen' bu seneye denk geldi... Taşeron işçi mevzuu da benzer bir tesadüfle olmuştu zaten... Muhataplarına sorsanız, o kadar gerekçeleri vardır ki; sadece kişisel-kurumsal çıkarları yoktur. Öyle ya; nasıl olsa 'politika' yalan söylemenin profesyonel ve kamuflajlı hali... Hem ya onlar giderse yerlerine kim gelecek... İşin ilginci; işine gelen hemen herkes de bunlara itibar ediyor.

Yanlış anlam çıkarılmaması için bir açıklama yapmam gerekiyor: Evet, Türkiye çok stratejik, misyonlu ve olağanüstü şartlardan geçen bir ülke… Gerçekten de her seçim diğerinden daha önemli bir hal alıyor. Bu göz ardı edilebilir bir durum değildir. Bit çok ‘yerleşik’ ülkede iktidar değişse bile, her şey bir bütün olarak değişmez. Ülkenin altı üstüne gelmez. Trump kendisince bunu yapmak istedi ama, bunu yaptıracak etrafında bir kişi bile bırakmadılar. ‘Yerleşik’ bir ülke çünkü… Kendisinin başkanlık süresini dolduracağı bile meçhul… Türkiye böyle mi… Örneğin darbe olsa ne olurdu tahmin edebiliyor musunuz… Ama bütün bunlar popülizmi haklı ve meşru hale getirmez. Kanaatimce durum ‘zarar-ı ammı def için zarar-ı hâs ihtiyar olunur’ hükmü ile de açıklanamaz.