Hiç kimse Atatürk’ün Kocatepe’deki o anını ve Büyük Taarruz'u Nazım Hikmet gibi anlatamadı.

Gözden kaçırmayın

TasteAtlas'ta Afyon Sucuğu, en iyi 10'daTasteAtlas'ta Afyon Sucuğu, en iyi 10'da

Hiç kimse Atatürk’ün Kocatepe’deki o anını ve Büyük Taarruz'u Nazım Hikmet gibi anlatamadı.

Atatürk ve Milli Mücadele düşmanlarına, Yunan ve Fransız sevicilere, İngiliz Muhipleri'nin torunlarına inat okuyun, okutun...

 

İŞTE O MISRALAR...

 

Kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi

okşayarak gülümseyen bıyığını

seyrediyordu Kocatepe’den

dünyanın en yıldızlı karanlığını.

…..

Düşündü birdenbire kayalardaki adam

kaynakları ve yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.

Kim bilir onlar ne kadar büyük,

ne kadar uzundular?

Birçoğunun adını bilmiyordu,

yalnız, Yunan’dan önce ve Seferberlik’ten evvel

Selimşahlar Çiftliği’nde ırgatlık ederken Manisa’da

geçerdi Gediz’in sularını başı dönerek.

Dağlarda tek tek

ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki

şayak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden

güzel, rahat günlere inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

birdenbire beş adım sağında onu gördü.

Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu.

Paşalar : «Üç,» dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu.

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalarince, uzun bacakları üstünde yaylanarakve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.

……

Yüzbaşı sordu:

– Saat kaç?

– Beş.

– Yarım saat sonra demek…

98956 tüfek

ve şoför Ahmet’in üç numaralı kamyonetinden

yedi buçukluk şnayderlere, on beşlik obüslere kadar,

bütün âletleriyle

ve vatan uğrunda,

yani, toprak ve hürriyet için ölebilmek kabiliyetleriyle

Birinci ve İkinci ordular

baskına hazırdılar.

Alaca karanlıkta, bir çınar dibinde,

beygirinin yanında duran

sarkık, siyah bıyıklı süvari

kısa çizmeleriyle atladı atına.

Nurettin Eşfak

baktı saatina :

– Beş otuz…

Ve başladı topçu ateşiyle

ve fecirle birlikte büyük taarruz…”

 

Nazım Hikmet

Kuvayı Milliye Destanı