DİNARLI TRİFON VE DİNAR’DA YAPILAN SAHA ARAŞTIRMASI

DİNARLI TRİFON VE DİNAR’DA YAPILAN SAHA ARAŞTIRMASI

DİNARLI TRİFON VE DİNAR’DA YAPILAN SAHA ARAŞTIRMASI

DİNARLI TRİFON VE DİNAR’DA YAPILAN SAHA ARAŞTIRMASI

DİNARLI TRİFON VE DİNAR’DA YAPILAN SAHA ARAŞTIRMASI
28 Aralık 2018 - 14:48


 
2018 yılının Mart ayında Polonya’dan,“Polonya Poznan Adam Mickiewicz Üniversitesi öğretim görevlileri Lehçe ve Klasik Filoloji Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Fırat Baş, Prof. Dr. AleksanderWojciechMikołajczak, Prof. Dr. MariolaMikołajczakowa, Prof. Dr. AndrzejSieradzki ve Dr. RafałDymczyk bir araştırma projesi kapsamında Dinar’ı ziyaret ettiler, bu kapsamda Dinar Belediye Başkanı Saffet Acar ile de bir görüşme gerçekleştirmişlerdi. Dinar’ın tarihi hakkında bilgi alan öğretim görevlileri Dinar’ın halk arasında yıkık kale olarak bilinen kiliseye, tiyatroya, Suçıkan Parkı’nda ve Belediyemiz atölyelerinde bulunan zaman içerisinde belediye tarafında çıkartılan yazılı taşları incelediler. Dilbilimci olan öğretim üyeleri tarafından taşlarda yazan Latince ve Yunanca yazıtların Türkçe, Lehçe (Polonyaca) ve İngilizceye çevrilmesi ile ilgili çalışma yapılabileceği gerekli izinlerin alınması takdirde bu projenin hayata geçirilebileceğinden bahsedildi.” Yazıtların okunması ve en azından Türkçe ve İngilizce olarak bir kitapta toplanarak yayınlanmaları konusu, gerekli izinlerin alınmasına ve çalışma programına bağlı olarak, büyük olasılıkla 2020 yılı içinde gerçekleştirilebilecek bir proje öngörülmektedir.
 
Aziz Trifon’a ve Dinar’ın hemşerisi ?
 
Ancak bu haberimiz, tasarı aşamasında olan bu projeyi anlatmak için değil. Poznan Adam Mickiewicz Üniversitesi öğretim görevlileri Lehçe ve Klasik Filoloji Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Osman Fırat Baş’ın Aziz Trifon konulu kitap projemizin ikinci cildi olan Avrupa Kültürü’nde Aziz Trifon başlıklı çalışması Polonya’da geçtiğimiz aylarda yayınlandı. Bu kitap içerisinde iki metin özellikle Dinar’la ve orada yapılan saha araştırmasıyla ilgili: Osman Fırat Baş’ın “Apameia Etrafında Tartışmalar” başlıklı yazısıyla, MariolaWalczak-Mikołajczakowa ve AleksanderMikołajczak hocaların ortak metni olan başlıklı yazı. Bu yazıların geniş bir özetini kitapta kullandığımız resimlerle birlikte aşağıda veriyoruz. Söze önce Aziz Trifon’a ve Dinar’ın hemşerisi olup olmadığı konusundaki tartışmaya ilişkin olarak Osman Fırat Baş’ın yazdıklarından başlayalım;
 
Aziz Trifon
 
Trifon, Hıristiyanlığın III. yüzyılında yoksul ve dindar bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Eğitim almadı, köyünde kaz çobanlığı yapıyordu. Çok küçük yaşlarından itibaren insanlar onda Tanrı vergisi bazı üstün yetenekler görmüşlerdi: Hastalıkları iyileştiriyor, insanlara musallat olmuş iblisleri kovuyordu, bir seferinde de ekinlere saldıran zararlıları duanın gücüyle uzaklaştırarak köyünü kıtlıktan kurtarmıştı. Bu mucizeleriyle ünlenen Trifon, söylenceye göre, 16 yaşına geldiğinde hayatını değiştiren bir olay gerçekleşti. Zamanın Roma İmparatoru III. Gordion’un en büyük kızının içine bir iblis girmiş; kıza da onu bu beladan kurtarabilecek yegâne kişinin Trifon olduğu malum olmuştu. Trifon aranıp bulundu, kızı iyileştirmek üzere Nikea’ya, yani İznik’e getirildi. Kızı iyileştirdi ve artık orada kalıp kendisini putperestler arasında İsa öğretisini yaymaya adadı. Roma tahtına Traionus Decius’un oturmasından sonra Hıristiyanlara yönelik artan baskılara rağmen, Trifon yolundan dönmedi. Sonunda 250 yılında tutuklandı, önce inancından vazgeçmeye tatlı dille ikna edilmeye çalışıldı, ardından korkunç işkenceler gördü ve geri adım atmaması üzerine idam edildi. Bütün bu olaylar kilisenin bölünmesinden önceki bir tarihte gerçekleşmiş olduğu için, Trifon bugün hem Katolik Kilisesi hem de Doğu Ortodoks ve Uniat Kiliseleri için bir şehit sayılmaktadır. Katolik Kilisesi’nce her yıl 10 Kasım günü, Doğu Kiliseleri’nce ise 1/14 Şubat (Gregoryen takvime göre 14 Şubatta) Aziz Trifon anılır. Aziz Trifon yortusu, Bulgaristan’da (“Trifon Zarezan” adıyla) ve diğer Balkan ülkelerinde de bağ bozumunda bir bayram olarak kutlanmaktadır.
 
Aziz Trifon’un doğduğu ve naşının gömüldüğü yerlere ilişkin araştırmacılar arasında bir görüş birliği yoksa da, kaynakların büyük çoğunluğunda bu yerlerin Frigya’da olduğu belirtilmiştir. Rahip Keşiş Makarios tarafından Aynaroz (Atos) Dağı’nda yazılan Sinaksarion’da8, Frigya’nın yanında iki yer ismi daha verilir. Buna göre, İznik’te Asya Prefect’i (Valisi) Aquilin’in karşısına getirilen Trifon, kendisini şöyle tanıtır: “Adım Trifon, vatanım Kampsada9 köyüdür, Apameia’ya yakındır.” Büyük işkencelerle öldürülmesinin ardından, Nikealı Hıristiyanlar onu Nikea’ya gömmek istemişlerdir, ama “aziz onlara görünmüş ve memleketine dönmesi gerektiğini söylemiştir. Kutsal şehit Kampsada’da gömülmüştür (…)
 
Frigya” ve “Apameia”nın aynı cümle içinde geçmesi, akla hemen Anadolu’da Eskişehir, Kütahya ve Afyon (antik çağların Doryleum, Cotiaeum ve Akronium) kentleri arasında kalan, bugün Frig Vadisi diye bilinen coğrafyayı getirmektedir (…) Fakat böyle bir ilişkilendirme başka bazı araştırmacılar için yanlıştır. Onlar, Kampsada’nın Marmara Denizi (antik çağlardaki adıyla Propontis) kıyısında bulunduğunu ve ona Lampsacus (Lampsakos) da denilmiş olduğunu iddia etmektedir. Bahsedilen bu yerin günümüzdeki adı Lâpseki’dir (…) Azizin doğduğu ve ölümünden sonra gömüldüğü yerin neresi olduğuna ilişkin en dikkate değer ve bizce gerçeğe de en yakın görüş, Frigya topografyasını yeniden oluşturabilmek için Anadolu’ya sayısız araştırma gezisi yapmış ve bu uğraşa yıllarını harcamış İngiliz arkeolog ve İncil araştırmacısı William Mitchell Ramsay’ın (1851-1939) bulgularıdır. Ramsay Kampsada (Samsado-Kome) köyünün “bir göl ve yüksek bir tepenin yakınında” kurulmuş olup “hemen bitişiğinde de kazların otlatıldığını” bildiğinden, köyün yerinin aşağıdaki çizimde gösterilen yerde, Apameia Kibotos’un beş mil kuzeyindeki Samsun Dağı eteklerinde olduğunu düşünmüştür. Kampsada, Ramsay’ın çalışmasına eklenen haritada kaynakların ve Beşpınar Gölü (Bataklığı) yanına yerleştirilmiştir.
 

Güneybatı Frigya haritası, W. M. Ramsay, Vol. I.
 
Beşpınar bugün Dinar’ın dış mahallelerinden Atatürk Mahallesi sınırları içinde bulunmaktadır ve aslında Samsun Dağı boyunca uzayıp tek bir caddeden ibarettir. Yakınlarında ise ne bir kaynak vardır ne de herhangi bir göl bulunmaktadır, dolayısıyla buranın artık kazların otlağa salındığı bir yer olmadığı da varsayılabilir.
 

Dinar’ın coğrafi konumu.
 
Saha Araştırmaları
 
Aziz Trifon konusunda Dinar’da yaptığımız araştırma gezisinin sonuçlarını ise, Mariola Walczak-Mikołajczakowa ve Aleksander Mikołajczak hocaların metninde okumaktayız.
 
Onlar söze, Osman Fırat Baş’ın makalesine atıfla, Apamea Kibotos ya da daha ziyade yakınlarındaki Kampsada köyü, azizin en muhtemel doğum yeridir, diyerek başlamaktadırlar. Bu coğrafyada İslam kültürünün (…) mevcudiyetinden bağımsız olarak bölgede mevcut bazı kültürel arketiplerde uzak geçmişin inançlarından izlerin korunmuş olabileceğini savlamıştık. (…)Bugün kıyıda köşede kalmış bir taşra kenti olan Dinar’ın nüfusu yaklaşık 48 bin ve iki önemli merkezin birleşiminden oluşmuş o büyük antik kenti hiçbir haliyle çağrıştırmıyor. Bu merkezlerden ilki, Kelainai, ta Kserkses zamanlarından itibaren tüccarların doldurduğu önemli ticaret yollarının kesişme noktasında olsa gerekti. Diğeri hemen yakınlarda büyük olasılıkla M.Ö. 3. yüzyılda – I. Antiokhos Soter tarafından kurulup annesinin adı olan Apama adıyla adlandırılmış kentti. Birbirlerinden çok da uzakta bulunmayan bu iki kent kısa sürede birleşip tek bir organizmaya dönüşmüştü. Araştırmacıların bazıları Kelainai halkının Apemea’ya taşındığını varsayarken, bazıları yalnızca yerleşimin adının değiştirildiğini varsayar. Apamea’nın, Roma İmparatorluğu’nun Küçük Asya’da Efes’ten sonraki en büyük ticaret merkezi olması gerekiyordu. Dolayısıyla, ardı ardına gelen istilacıların elleriyle yıkamadıkları şeylerin çoğunu bu çevreyi sık sık ziyaret eden depremlerin çoktan yok etmiş olduğunu 19. yüzyıl seyyahlarının aktarımlarından bilmemize rağmen, orada çeşitli dönemlerden çok sayıda tarihi eser bulacağımızı umuyoruz.
 
Kentin girişinde gelenleri Marsyas’ın anlatıldığı on küsur metre uzunluğunda bir duvar resmi karşılıyor, demek Yunan mitolojisinden bildiğimiz olaylar işte burada, Menderes Nehri’nin kaynaklarında gerçekleşmişti. Tanrıça Kibele’nin oğlu, Frigyalı satir Marsyas, flüt (aulos) çalmada eşsiz ustalığıyla nam salmıştı. Kibre kapılmış, kendinden daha iyi bir müzisyen bulunmadığını kanıtlama uğraşındaydı. Sonunda kihtarayı ondan daha iyi çaldığı iddiasıyla bizzat Apollon ile yarışa tutuşmuştu. İlah, kazananın kaybedene her istediğini yapması şartıyla, Marsyas’ın meydan okumasını kabul etti. Hakem seçilen çobanlar Apollon’u galip ilan edince, Marsyas bir ağaca asılıp diri diri derisi yüzülmüştü. Günümüzün Dinar’ı, tümüyle başka bir kültür geleneği içine yerleşmiş olsa da, her yıl Mayıs sonu, Haziran başında (Afyon Kocatepe Üniversitesi’yle beraberce) “Marsyas Festivalleri” adı verilen uluslararası müzik festivalleri düzenleyerek turist çekmeye çalışıyor.
 
Roma döneminde Apamea Kibotos, Frigya’nın en önemli ve zengin kentlerinden biriydi. İmparatorluğun yerel idaresinin merkezi buradaydı. Büyük bir Yahudi toplumu da burada oturmaktaydı ki Hıristiyanlığın bu kentteki erken gelişimini de bu açıklıyor. Trifon zamanında Hıristiyanlığın oldukça yaygınlaşmış olması gerekir. Bu aynı zamanda III. yüzyılda Roma’nın iktidarını artık en net şekliyle tehdit etmeye başlamış İsevilere yönelik baskıların artışını da açıklamaktadır.
 
W. Geber tarafından 1892 yılında yayınlanmış haritalar temelinde Dinar’ın dış mahallelerinde antik Apamea’nın önemini gösteren yerleri belirlemeyi başardık: Kısmen ortaya çıkartılmış antik tiyatro harabesi, (…) eski stadyum kalıntıları ve tüm kente saçılmış antik dönem yapıları parçalarının (sütunların, yazıtların vs.) toplandığı (Suçıkan Parkı Tesisleri çevresindeki) lapidarium. Günümüze en iyi haliyle kalabilmiş yapıtlardan biri, Üçlerce Tepesi’nin kuzey eteğindeki tiyatro. 1980’deki kazı çalışmalarıyla kısmen açığa çıkarılmış, büyük kısmı hâlâ toprak altında. Açığa çıkartılan bölümlerine bakıldığında, yaklaşık 10 bin seyirci kapasitesinde olduğu tahmin edilebiliyor. Bugüne kalan mimari unsurları, cephesinin büyük olasılıkla Dor ve İyon üslubunda yapılmış bir entablatürden oluştuğu varsaymaya izin veriyor. Ayrıca kullanılan malzeme de yapının Helenistik dönemde inşa edilmiş olduğunu, fakat Roma döneminde büyütüldüğünü düşündürüyor.
 
Stadyum kalıntıları Dinar’ın tam kalbinde, Toptepe’nin güney yamacında bulunuyor. Yine 1980 yılında, Afyon Müzesi’nin burada yapmış olduğu çalışmalar sırasında ortaya çıkartılmışlar. Bugün bu çalışmalara devam edilmiyor, zira stadyum özel şahsa ait bir alanda bulunuyor. Boyutları yalnızca ortaya çıkartılmış altı basamağa bakılarak çıkartılabiliyor (ki aslında bu altı basamağın da büyük kısmı toprak altında, toprak üzerinde yalnızca bir basamağı kalmış). Koşu pistinin yaklaşık 17 metre, stadyumun tamamının ise 180 metre uzunlukta olduğu tahmin edilebilir. Yerinde yaptığımız incelemelere göre, büyük bölümünün bugün oradan geçen yolun altında kalmış olması gerekir.
 
Fakat yaklaşık 500 metre kare alana sahip olması gereken ve bir açıklama yazısıyla birlikte planı lapidarium önündeki parkta bir tabelada bulunan Bizans kilisesinin hiçbir yerde izi yok. Ancak Belediye Başkanı’na yapmış olduğumuz ziyaret sırasında, kilise harabesini yakınlardaki tepelerde aramamız gerektiğini, fakat son depremden sonra geriye pek bir şey kalmadığını, artık yalnızca oranın yerlisi çobanların kilisenin yerini gösterebileceklerini öğreniyoruz. ve kiliseye ulaştığımızda geçmiş çağların büyüklüğünün şimdi doğa güçlerinin insafına bırakılmış kanıtlarını gösteriyor. Belediye Başkanı sayesinde antik bina kalıntılarının tutulduğu, girişe kapalı ve korumalı, başka bir depoya gidiyoruz. Buradaki parçaların henüz envanteri çıkarılıp tanımları yapılmamış. Taş levhalar ve sütunlar üzerindeki onlarca Yunanca ve Latince yazıt okunmayı bekliyor.
 
Trifon’un doğum yeri olduğu varsayılan Kampsada Köyü’nü bulma çabaları sonuç vermiyor. Bu yerin bugün hâlâ var olup olmadığını ve eğer varsa, adının bugün ne olduğunu kimse bilmiyor. Çevre köylerden hiçbirinin adı birazcıcık olsun Kampsada’yı çağrıştırmıyor. Araştırma gezimizin ancak bir ay sonrasında, Profesör Yelda Olcay Uçkan ile birlikte Frigya coğrafyasında kazılar yapmış Seçkin Evcim ile yaptığımız yazışmalar sonucunda aşağıdaki gibi bir bilgiye ulaşıyoruz:
 
Sampsada, Sampsadu ya da Samsado adıyla da bilinen) Kampsada, Dinar’ın yaklaşık 7 kilometre kuzeyinde bulunan Samsun Dağı’nın Beşpınar bölgesindeydi. Bunun yanı sıra, Samsun Dağı’nın adının Sampsadu adından türetilmiş olduğunu da düşünüyordu.
 
Bu bilgiler 19. yüzyıl sonlarında yayınlanmış bir kitaptan alınmış olduğundan, köyün adı artık değişmiş olabilirdi. Halen oralarda herhangi bir kazı çalışması yapılmıyor.
 
Bu arada Dinar halkı (antrparantez, bizlere çok sıcak davranmış olan Dinar halkı),  yöresel efsaneler anlatıyorlar. Birçok hikâye arasında, nişanlısını komşu krallıktan getirirken onu sarmaşıklar içinde yabancı gözlerden gizlemiş bir krala ilişkin efsane de bulunuyor. Bu efsaneyi daha sonra Dinar Belediyesi’nin internet sayfasında da buluyoruz:
 
Asmalı Yol Efsanesi;
 
Apemeia krallarından birinin kızına Homa kralının oğlu talip olarak istiyor ve nişanlanıyorlar. Düğün yapılması için Apemeia kralı bir şart koşuyor. Kızının güneş altında gelin gitmemesi gölge altında gitmemesidir. Kral bunu kabul ediyor ve Apemeia – Homa arasındaki yolun her iki tarafına da asma diktirip kılavet yaptırıyor. Böylece gelini gölge altında götürüyor. Hakikaten halen bu yolun geçtiği muhtelif yerler belirli olup: Örneğin Yapağlı köyü ilerisinde üzüm asmalarına sık sık rastlanmaktadır. Ama tabi ki yıllar sonra çoğunluğu yozlaşıp yok olmuştur.
 
Bu efsane, hazırladığımız monografide, Aziz Trifon kültünün kökenlerini uzak geçmişte, htonik ilahlarla bağlantılı inançlarda arayan Profesör Nikos Czausidis’e ait bir değerlendirme de yer bulmamış olsaydı, belki dikkatimizi çekmeyecekti. ki sarmaşık ve asma sembolleri bu inançlarla ayrılmaz şekilde bağlantılıdır.
 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum