Reklam

BEN DE ÖĞRETMEN OLACAĞIM...

            Yeni öğretmen olmuştu Ayşe, yıllardır özlemini duyduğu görevini nihayet yapabilecekti. Ataması nereye yapılırsa yapılsın gidecekti. Kendini Çalıkuşu’ndaki Öğretmene benzetiyordu. Gittiği yerlerdeki yavruları eğitecek, bütün bildiklerini onlara aktaracaktı… Heyecanla beklediği bir dağ köyüne gidiyordu artık.

BEN DE ÖĞRETMEN OLACAĞIM...

            Yeni öğretmen olmuştu Ayşe, yıllardır özlemini duyduğu görevini nihayet yapabilecekti. Ataması nereye yapılırsa yapılsın gidecekti. Kendini Çalıkuşu’ndaki Öğretmene benzetiyordu. Gittiği yerlerdeki yavruları eğitecek, bütün bildiklerini onlara aktaracaktı… Heyecanla beklediği bir dağ köyüne gidiyordu artık.

BEN DE ÖĞRETMEN OLACAĞIM...
12 Eylül 2019 - 10:52 - Güncelleme: 12 Eylül 2019 - 11:25

ÇOCUK GELİNLER -3-
Mürşide AYHAN

         Ben de Öğretmen Olacağım…
 
            Yeni öğretmen olmuştu Ayşe, yıllardır özlemini duyduğu görevini nihayet yapabilecekti. Ataması nereye yapılırsa yapılsın gidecekti. Kendini Çalıkuşu’ndaki Öğretmene benzetiyordu. Gittiği yerlerdeki yavruları eğitecek, bütün bildiklerini onlara aktaracaktı… Heyecanla beklediği bir dağ köyüne gidiyordu artık.

             Uzun süren iki aktarmalı otobüs yolculuğundan sonra, köyüne gidebilmek için;  şehirden kasabaya giden otobüse binmesi gerekiyordu. Yorgunluk, uykusuzluk perişan etmişti kendisini.

            Kasabanın otobüsü, köyüne en yakın yerde indirdiğinde köy henüz görünmüyordu. Şoförün eliyle işaret ederek ‘’ Şu yolu takip et, köy önüne çıkar’’ diyerek gösterdiği tozlu yola baktı uzun süre.  Ne bir gelen vardı bu yoldan, ne de bir giden…

            Elinde koca bir bavul, kitaplarını koyduğu iki karton kutu, balya haline getirdiği yastığı, yatağı yorganı, küçük tüpü, tabağı, tenceresi, lazım olacak birkaç eşya. Bunlarla yola devam etmek mümkün değildi.

            Yolun bir kenarına yığılı eşyalarını, sonra gelip almak üzere köyün yolunu tuttu. Otobüsten inerken şoförün uyarısı aklına geldi. ‘’Eline koca bir taşa al, it, kurt çıkarsa…’’

             Sırtında koca çantası, elinde koca taş yola devam etti Ayşe öğretmen. Aslında göründüğü kadar kolay değildi. Issız çorak arazileri gördükçe şirin yemyeşil köy bulmayı umarken; bir an hayallerinin yıkıldığını, hevesinin kaçtığını düşündü. ‘’ Kuş uçmaz kervan geçmez yollarda ne işim var benim? ’’ diye diye yoluna devam etti. Kendi kendine ağlamaya başladı. Zaten ailesinden ayrılmak zor gelmişti. Babasını küçükken kaybetmiş, kendinden küçük iki kardeşine ve annesine bakmak için evlenmeyi de düşünmeden çıkmıştı yola… Yanında kendisi ile gelebilecek kimsesi yoktu. Kardeşleri küçük ve okula gidiyorlardı. Her şeyi göze alarak çıkmıştı yola.

            Geldiği köy fakir bir köydü. Dağın kenarında, ekip biçilecek arazi yok denecek kadar azdı. Geçimlerini sağlayacak kadar toprak, durumu iyi olanların da bir iki hayvanı vardı.

            Ayşe öğretmen, doğru okula gitti. Müdürü ile görüştü. Elinde hâlâ koca bir taş vardı.   Beş sınıflı ilkokul düzenli bakımlıydı. Okulunu görünce bütün karamsarlığı uçtu gitti. Müdürünün ve birkaç köylünün yakın ilgisi de kendisini memnun etmişti. Hemen eşyalarını bıraktığı yerden getirdiler el birliği ile. Kendisine kalabileceği bir kiralık ev aramaya koyuldular. Okulun lojmanı vardı fakat üçü de doluydu. Biri mutfak olarak kullanılmak üzere iki odalı bir köy evine yerleşti. Suyu ve tuvaleti yoktu. Tuvalet, üç dört hane evin ortaklaşa kullandığı derme çatma bir kulübeydi.

            Ertesi sabah erkenden uyandı. Okuluna gitmek, sınıfına girmek için can atıyordu. Müdürü gireceği sınıfını gösterdi. Tayin olup giden bir öğretmenin yerine 3. Sınıfları vermişlerdi kendisine. Sınıfa girdiğinde, ikişer kişi oturmuş, düzgün sıralarda, öğrenmeye susamış pırıl pırıl bakan öğrenciler iyice yüreklendirdi Ayşe öğretmeni. En arkada tek başına oturan kız öğrencisi gözüne çarptı ilk önce. ‘’Herhalde arkadaşı gelmedi’’ diye düşündü. Adını sordu. Son derece, saygılı, utangaç çekingen bir öğrenci ‘’Adım Binnaz’’ dedi.

             Günler geçiyor, Binnaz yine tek başına oturuyor. Arkadaşları ile oynamıyor, bir köşede garip garip onlara bakıyordu. Ayşe öğretmen bir gün çağırdı Binnaz’ı yanına. ‘’Neden arkadaşlarınla oynamıyorsun, hep yalnızsın. ? ’’ Binnaz başı önde hem utanıyor, hem de üzgün ‘’ÖğretmenimBaşımda benim bit var. Bitler benden gitmiyor. Anneme söylüyorum köyde su mu var? Bitten bir şey olmaz diyor. Herkes benimle alay ediyor, bitli kız, diye çağırıyorlar, kimse benimle oynamıyor.’’

            Ayşe öğretmen çok üzüldü öğrencisinin bu şekilde dışlanmasına. Köyde ki evlerde su yoktu. Köyün uzağında cılız akan sudan dolduruyorlardı sularını. Çamaşırlarını, bulaşıklarını bu çeşmenin başında yıkıyorlar, içmek için kovalarla, bidonlarla doldurup götürüyorlardı. Kadınlar çeşme başında sohbet ederken bazen su yüzünden kavgaya tutuşuyorlardı. Gönüllü kadınlar Ayşe öğretmenlerine suyunu getiriveriyorlardı.

            Ayşe öğretmen, o günden sonra ilk derslerini Birsen’in yanında oturarak geçirdi. Diğer öğrencilerine örnek olmak istiyordu. Saç bitleri hakkında bilgi edinmeye başladı araştırdı soruşturdu. Doktorlardan yardım aldı. Temizlenmesi için neler yapabileceğini öğrendi. Sınıfının bütün annelerini çağırdı. Gelen annelerin çoğu neredeyse kendi ile aynı yaşta olmalarına rağmen erkenden çökmüş, yaşlı birer koca kadınlara dönmüşlerdi. Yüzleri kırışmış, bedenleri yıpranmış, üç, dört çocuk sahibi annelerdi. Ayşe öğretmen, bu kadar yıpranmış olmalarına şaşırdı.  Temizlik hakkında bilgiler verdi.   Anne-öğretmen- öğrenci iş birliği ile temizlik programı yapıp Binnaz’ı bitlerden kurtarmayı başardılar.

             Binnaz’ın sınıf içi uyumu düzene girdi. Teneffüslerde arkadaşları ile koşup oynuyor, oyunlarına katılıyordu. Artık adı ‘’Bitli Binnaz’’ değildi. Başarılı öğrenci olarak kendini sınıfta belli ediyordu. ‘’Ben de okuyup sizin gibi öğretmen olmak istiyorum’’ diyordu öğretmenine.

            Kendine güveni gelmiş, gözleri daha bir aydınlık bakıyordu güzel Binnaz’ın. Ayşe öğretmeni köylü de çok sevmişti. Günler tatlı bir telaşla geçiyordu. İki yıl sonra bu ilk öğrencilerini mezun etmenin mutluluğuna erdi Ayşe öğretmen. Öğrencileri, yılsonu eğlenceleri hazırladılar. Şarkılar, şiirler, oyunlarla veda ettiler ilkokula.

            Yaz tatili bitip köyüne, okuluna geri geldiğinde, derin bir şok yaşadı Ayşe öğretmen. Binnaz Gelin olmuştu. Tatilde düğününü yapıp evlendirivermişlerdi. Küçük gelin Binnaz’ı.

            Ayşe öğretmen,  annesine gidip; ‘’Daha on üç yaşında bile değildi, neden evlendirdin kızını? ’’ diye sitem etti. Annesi : ‘’ Evimde yiyecek ekmeğim bile yok, ben dul bir kadınım. Geride dört çocuk daha var, bir kaşık eksik olsun. Yeri belli olsun’’ dediğinde Ayşe öğretmen diyecek söz bulamadı. Çok üzülmüştü. Okuyup öğretmen olacaktı Binnaz. Sınıfında ki diğer kızlarında Binnaz gibi gelin olup gideceklerini anlamıştı. Aileleri kızlarını okutmak istemiyordu.

            Ayşe öğretmende evlenip tayin olunca, bu ilk göz ağrısı köyü okulunu hiç unutmadı. Hızla geçen yılların ardından, Güzel gözlü, duygulu Binnaz’ın selamını alıyordu. Binnaz’ı anne olmuştu. Küçük anne!  Zaman içerisinde dört çocuğu olmuştu Binnaz’ın. Yaşadığı yer garipmiş, sıkıntılar içinde yaşıyor diye haberini alıyordu hep.

             Binnaz, otuzunda sirozdan öldü dediler. Kendi evladını kaybetmiş gibi ağladı… Ağladı,  Ayşe öğretmen. Hayatına daha küçükken yenik başlayan ve de yenik devam eden sonunda yenilen Binnaz’ı unutamadı Ayşe öğretmen. Rüyalarında görüyordu, en arka sırada tek başına otururken;  masum, üzgün’’ Ben de öğretmen olacağım!  ‘’ derken hevesli umutlu… 

           ’’Yattığın yerde rahat uyu güzel bakışlı kızım!’’ diye dualarında şimdi Ayşe öğretmeninin…
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum