Reklam
Bugun...
Reklam
TÜRKİYE'NİN VESAYETLE İMTİHANI (1)


Şükrü ERSOYLU yazıyor...
sukruersoylu@windowslive.com
 
 

TÜRKİYENİN VESAYETLE  İMTİHANI (1)

T.C. Devleti Osmanlı imparatorluğunun tarih sahnesinden çekilmesinden sonra  çok büyük  savaşlar ve mücadelelerden sonra büyük kayıplar vererek çok zor şartlar altında kuruldu.

Erken cumhuriyet döneminde uzun süren savaşlardan sonra yorgun düşmüş, hırpalanmış, örselenmiş yıpranmış takadı bitmiş enerjisi tükenmiş bir toplumla karşı karşıya olduğumuzu biliyoruz.

Bu tablo karşısında topluma yön verenler toplumun yeteri kadar zihni olgunluğa ulaşmamış doğru ve yanlışı ayırt edemeyen kendi çıkarlarını koruyamayan bir konumda   olduklarını varsayarak halk adına karar alma yetkisini yani vesayetini üzerlerine aldılar.

Türkiye’nin güvenlik kaygılarını giderebilmek  ve gelişebilmesi için toplumun yüzünü batıya dönmesi  gerektiği düşünülerek “Muasır medeniyet seviyesine ulaşma” hedefi konuldu

Bu politikanın esası 1789 Fransız ihtilalinden sonra dini kıskaçtan, engizisyondan kurtulan ve pozitivizme yönelen muasır medeniyet hedefi olarak seçilen Avrupa düşünce yapısını taklit idi.

Prof. Adnan ADIVAR’ın Prof. Mete TUNÇAY’ın Eleştirel Tarih Yazıları kitabında bulabileceğimiz Prinston üniver.1950 yılındaki tebliği, o döneme ışık tutan ciddi bir belge niteliğindedir. Prof. ADIVAR mealen şöyle der;

“genç cumhuriyet halkın geleneksel dini uygulamalarına hoşgörüyle yaklaşmakla beraber İslami düşünce yapısının gelişmesine taviz vermek niyetinde değildi.”

Aynı dönemlerde Adalet bakanı Mahmut Esat BOZKURT’un “Türk bu ülkenin yegane sahibi ve efendisidir. Türk soyundan olmayanların bu ülkede hakkı sadece hizmetçi ve köle olmaktır” gibi pek çok benzer söylem  o döneme ışık tutan zihniyeti ortaya koyması bakımından çok önemlidir.

Bu süreç içerisinde İtalya da Mussoli’ni, Almanya da Hitler, Rusya’da Stalin başta olmak üzere Avrupa coğrafyasında Faşist ve Komünist tek parti iktidarları Türkiye için  ilham kaynağı idi. Bu ülkelerde ;

Devletin bir ideolojisi, bir doktrini vardı

Bütün devlet kurumları resmi ideolojiye hizmet etmeliydi

Toplum devlet tarafından oluşturulan bu ideoloji etrafında eğitilerek dönüştürülmeli ve aynileştirilmeliydi

Toplumdaki farklılıklar yok hükmünde idi (ancak 2001 yılında mülga olan anayasa madde 66 fıkra 2 ; Türk anne veya babanın çocuğu Türk tür)

Makbul vatandaş olabilmek için devletin diktiği bu elbiseyi her bir birey itiraz etmeden giymeliydi.

Devletin resmi ideolojisini topluma kabul ettirebilmek için uygun bir yönetim tarzı oluşturuldu.

Bir tarafta örgütlü askeri bürokrasi , üst düzey sivil bürokrasi, devlet destekli sermaye ve onun taşra uzantısı eşraf , yanlarına aydınları da alarak azınlık elitler olarak nitelendirebileceğimiz  bir yönetici sınıfı ,

Diğer tarafta küçük dereceli memur, esnaf , işçi, köylü ve işsizlerden oluşan yönetilen geniş halk kitleleri.

Fakat beklenen  sonuca ulaşılamadı hedef tutmadı, dikilen yeni elbise bedene dar geldi sığmadı.

Geniş halk kileleri ne zaman batının kendisine uymayan değerlerine itiraz etse, kökleriyle buluşmak için çaba sarf etse,başta devletin eli sopalı güçleri ve yargı bürokrasisi başta olmak üzere bütün devlet organları ve sisteme uygun olarak dizayn edilmiş sivil aygıtları toplumun üzerine çullandı.

Yaklaşık her on yılda bir toplumun üzerinde tepinen kör  ideolojinin zebanileri ve onların oluşturduğu darbe anayasaları topluma gün yüzü göstermedi, huzur ve barış getirmedi.

Türkiye’nin kadim devlet anlayışında yer alan “insanı yaşat ki devlet yaşasın” yönetim anlayışı, her seferinde kendisini toplumun üzerinde gören baskıcı otoriter ve ceberrut devlet anlayışına tosladı.

Rahmetli Menderes, Özal ile zorlanan yerleşik düzen  2002 den itibaren yeni bir rakiple tanıştı.

2010 yılında Anayasa referandumu yerleşik düzenin temsilcilerine geri adım attırdı.

Gelin görün ki Türkiye henüz  vasileriyle yüzleşmeye başlamıştı ki görevi, yetkiyi ve parayı devletten, talimatı pensilvanyadan alan yeni vasilerle tanıştı.

Yeni vasiler  askeri bürokrasi, yargı bürokrasisi başta olmak üzere bütün stratejik  devlet dairelerini, dini motifleri kullanarak oluşturduğu sivil toplum örgütlerini de devreye sokarak , gayet cüretkar ve pervasızca milli iradeye ipotek koymaya kalkıştı.

Devletin gizli bilgilerini, mevcudiyetini devam ettirmek adına CIA,MOSSAD vb. istihbarat örgütlerine servis etmekten haya etmeyen  sinsi, kalleş, yalanı yeminle söylemeyi bile meşru sayan,  toplumun kutsallarını kendisine kalkan yapan  yeni vesayet  odaklar ile tanıştı.

Son yıllarda mevcut vasiler yetmezmiş gibi Türkiye’nin doğusunda  terör örgütü pkk vb.  örgütlere sırtını dayayan sözde kürt partisi DTP, tuzak hendek ve barikat kurarak,  cebir ve şiddet kullanarak Kürtlere hayatı zindan ediyor.

Kendisi gibi düşünmeyen Kürtlere vasilik yapmaya çalışıyor,  kendi halkına yalan söyleyerek aldığı belediye imkanların da kullanarak onları terbiye etmeye çalışıyor.

Bunu yaparken de Türkiye’nin düşmanlarıyla her türlü kirli ilişkiye giriyor, onların taşeronluğuna soyunuyor,  küresel güçlerin siyasi emellerine maşalık yapıyor.

Bütün bu vesayet odakları zayıf veya güçlü olarak bir kısmı pusuda beklerken bir kısmı olanca gücüyle cephede çarpışırken sorunu çözmesini beklediğimiz yönetime egemen olan yöneticilerimiz ve ülkeyi yönetmeye talip olan siyasi partilerimizde durum nedir?

Gerek kendi partilerinde gerekse ülkemizde cereyan eden vesayete bakış açıları nelerdir?

Şimdiye kadar ortaya çıkan ve bundan sonra ortaya çıkması muhtemel vesayet sistemleri karşısında Türkiye’nin bu illetten  ilelebet kurtarılabilmesi için görüş ve önerileri  var mıdır?

Yukarıda sıralamış olduğumuz soruların cevaplarını bir sonraki yazımda değerlendirmeye çalışacağım.

Allaha emanet olunuz.





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

SiZCE; Afyonkarahisar ilimizin yetiştirdiği en önemli siyasetçi ya da devlet adamı hangisi?..


YUKARI