Reklam
Bugun...
ERKEN SEÇİM OLUR MU?


Hüseyin TUTUMLU SİYASETÇİ
tutumlu@hotmail.com
 
 

Neden olmasın?

Öncelikle seçimin, demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olduğu temel bir önkabuldur. Ve seçim sadece yasama organının yenilenmesi anlamına gelmez. Bazen de çözülemeyen siyasi sorunların çözümünü millete tevdi etme anlamı taşır.

Seçime gidilmemesinin ve ya gidilmesinin ne sonuçlar doğurabileceğine yakın siyasi tarihimizden birkaç örnek verelim.

1960 darbesine gidilen süreçte, DP bir erken seçim kararı alabilirdi; denilir. Bu kararın darbeyi önleyebileceği yakın siyasi tarihçiler ve siyaset erbabı tarafından sıklıkla belirtilir.

Bir diğer örneği daha yakın bir hadiseden seçelim. 2007 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimi tıkanmıştı. Olayları kronolojik sırayla kısaca özetlersek: 27. Nisan günü ilk tur oylama yapıldı ve 361 milletvekili katıldı. Aynı gün CHP 367 milletvekilinin TBMM’de hazır bulunması gerektiğini söyleyerek, ilk turu, daha önceki seçimler de kimsenin aklına gelmeyen ‘367 gerekçesiyle’ -kulakları çınlasın- Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı. Aynı gece Genelkurmay Başkanlı’ğı sonradan e-muhtıra da denilecek olan basın bildirisini internet sitesine koydu. Bu açıklamasıyla da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, -demokrasinin sadece sözüne değil özüne de aykırı biçimde- taraf olduğunu ortaya koymuş oldu.

Peki, hükümet buna karşı ne yaptı? Ertesi gün, öğle saatlerinde Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek aracılığıyla bu tavrın kabul edilemez olduğunu açıkladı. 1.Mayıs günü –kulakları çınlamıştır- AYM ilk tur oylamayı ‘367 gerekçesiyle’ iptal etti. Ak Parti’de erken seçim teklifini TBMM’ne gönderdi. Bu düğümü ‘millet’ çözsün, dedi.

Yapılan seçimler neticesinde Ak Parti çok yüksek bir oyla yeniden birinci parti oldu. MHP Cumhurbaşkanlığı seçimi için TBMM’ne gireceğini açıkladı. Bu şekilde Cumhurbaşkanı seçildi. Akabinde anayasa değişikliği yapıldı.

Neden?

Bir daha yargı ve ya askeri bürokrasi Cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale edemesin diye… (Halk referandumda ‘evet’ dedi, 10.Nisan.2014’de hiçbir tartışmaya mahal bırakmayacak biçimde Cumhurbaşkanı’nı seçti.)

Bu erken seçimle de, demokrasi içerisinde çözüm merciinin kim olduğu açıkça gösterilmiştir.

Şimdi de, daha yakın bir tarihten örnek verelim.

7.Haziran seçimlerinden sonra, siyaset bir çözümsüzlüğe düştü. Hükümetin kurulamaması, muhalefetin meseleyi daha da içinden çıkılamaz bir hale sürüklemesi, terörün durumdan istifade çabası vs. Bunlar ve daha başka birçok hadise bir anda ülke gündemini de, ufkunu da karartmaya başladı.

Erken seçim kararıyla, 1.Kasım seçimlerine gidildi. Sonuçta ‘millet’ yine meseleyi çözdü ve kararını sandıkta ortaya koydu. Hükümet kuruldu, ülke yeniden gerçek gündemine döndü. (Ama geçen beş ayda olanlar ve olanların bugüne yansımaları çok daha derin… Beş ay gibi kısa bir sürede Türkiye neleri kaybetti, neler bugüne yansıdı? Belki başka bir yazı da değiniriz.)

Netice de, alınamayan bir erken seçim kararı ve alınan iki erken seçim kararının sonuçları bunlar… Hangisi tercihe değer?

Şimdi, soruyu değiştirelim: Erken seçimi gerekli kılan şartlar şu anda var mıdır?

Şu anda bu şartlar görünmüyor. Ancak TBMM’de terör dahil en asli konularda dahi görülen uzlaşmazlık nereye kadar gider öngörmek zor. Bir masa etrafında temel meselelerin tartışılamamasının bir probleme işaret ettiği ise aşikar…

Eğer şartlar gerektirirse; çözüme yetkili olan ise yine ‘millet’ olur.





YORUMLAR
2 Yorum

Çınar
10-03-2016 11:31:00

Son 100 yılda neredeyse her 18 ayda bir hükümet değişmiş. Sonuç ortada.rnArtık seçimleri zamanında yapabilmeyi gelenek haline getirmeli (sizin yukarıda anlattığınız şartlar oluşmadıkça) 78 milyon konuşarak ortak payda da buluşmayı öğrenmeliyiz. Başkalarının oyunlarına inanma hastalığından kurtulmalı, hastalıklı ve milli olmayan kişilerin söylem ve eylemlerinden de ülkemizi ve devlet büyüklerimizi korumayı bilmeliyiz. Tek yumruk olup hedefe emin adımlarla koşmalıyız. Elbette kolay ve bedelsiz olmayacaktır. Herkes de üstüne düşeni gayrısız yapacaktır. ÖNEMLİ OLAN BAĞDA İZİ OLMAYANLARI AYIKLAMALI, SOFRADAN DA UZAK TUTMALI.

ÇINAR
10-03-2016 09:27:00

BAŞKA BİR YAZARIN SÖZLERİYLE;rnTürkiye’de temel belirleyici olan, devlet ile Batı bloğu arasında oynanan oyundur.rnDiğer sosyal ve siyasi olaylar, teferruat.rnAlt çelişki ve çatışmaların tamamını, objektif olarak bu esas var eder.rnBatı bloğunun nihai içgüdüsü; I. Dünya Savaşı sonrası, yaralı iken işini tam bitirmediği, bu nedenle elinden kaçırdığı, Doğu-Batı ekseni arasında en stratejik geçiş coğrafyası olan, Avrasya kuramı potansiyeline sahip tek ülke olan Türkiye’yi ikinci ve son kez tam teslim almak.rnDevletin nihai insiyakı ise; devletin iç kalelerine bile nüfuz etmiş I. Dünya savaşı işgal unsurlarını ve ardıllarını kökünden temizlemek.rnTürkiye; bu iki iradenin çatışma sahasını tanımlayan bir tabela.rnBiri yenilmeden, yenisinin asla inşa olmayacağı bir kader örgüsü bu.rnYüzyıllık devletin ömrü, Batı’nın hamlelerine karşılık vermekle geçti.rnAma devlet bu süreçte savunma sanatını öğrendi.rnTıpkı acımasız savaşlarda çıplak elle kalan Japon ustaların, kılıç kuşanmış düşman karşısında, mucizevi dövüş sporlarını geliştirmesi gibi.rnBu yeteneği nedeniyle devlet, her zamankinden daha özgüvenli.rnÖnceki zamanlarda Batı’nın savletlerinden sonra ayağa kalkmak uzun zaman alırdı.rnŞimdi devlet, darbeleri savuşturmak bir yana darbe vurma ve hatta oyun kurma istidadı gösteriyor.rnBugün, iç ve dış siyaseti, devlet ile Batının dalaşı belirliyor.rnProfesyonel güreşçiler; rakibinin zihninde geçeni okur, ters hücumla hamleyi daha çıkış aşamasında iken önler. İçlerinden biri açık verinceye kadar müsabaka devam eder. Bu nedenle profesyonel güreşçilerin müsabakası seyirciye zevk vermez.rn “Devlet neden duruyor, neden sessiz?” denildiğinde olayın aslının öyle olmadığından emin olun!rnDevlet uyumaz.rnPKK-HDP olayı, Suriye savaşı bu tezi en net şekliyle test eden iki büyük serüven.rnPazarlık sonucu Batı, 1999 Şubat ayında Abdullah Öcalan’ı veriyor, 1999 Mart ayında Fetullah Gülen’i alıyor. İyi alışveriş derken ileride iki tarafta pişman oluyor. Makro planda değişiklikler nedeniyle Batı, Selahattin Demirtaş’ı oyuna sokuyor. HDP bir rüzgar yakalayınca, “Kürt Baharı”nın(!) fitilini ateşlemek için PKK’yı silahlı mücadeleye bizzat çağıror. Devlet tuzağa düşmeyip, çözüm süreci ruhunu bitirmeden ve halkla terörü eşitlemeden karşılık veriyor.rnDevlet, Tahir Elçi’yi Kürtlerin başına hazırlarken Batı bu planı görüyor, onu Diyarbakır’da öldürerek ön alıyor. PKK devletin eline geçen bir kart olunca Batı, Salih Müslim’i satın alıyor. Suriye’de inisiyatif Türkiye lehine gelişince İran ve Rusya’ya Irak’ta ve Lübnan’da yaptığı gibi koridor açıyor. Batı; HDP içine hapsolan Türk Solunu ve sosyo-psikolojisi dönüşen ülkücülüğü kendi lehine tahkim etmek için Can Dündar’ı kullanıyor ve Meral Akşener’i liderliğe hazırlıyor. Batı Deniz Baykal’a kumpas kurup tasfiye edince Devlet, CHP’yi meşrebi bir kulvara sıkıştırarak yeni düzeni tersten tahkim ediyor. Batı; Gezi, Paralel gibi bloke edilen teşebbüslerin devamında Hendek ve Özyönetimi PKK’ya dayatınca; devlet, gönüllü olmamasına rağmen askeri kışladan çıkararak iç kamuoyundaki de-moralizasyonu ve kafa karışıklığını düzeltiyor. Devlet milleti tahkim ediyor.rnYüzyıldır oyun bu tür karşılıklı hamlelerle sürüp gidiyor.rnOyunun bir enstrümanı olan bazı basiretsiz Cemaatler, örgütler, vekiller ve kitleler de kendi kaderlerini kendileri belirliyorlar(!)rnVe hala bazı Türk entelektüeller olayları AK Parti hükümetine veya kişilere indirgeyerek okuma yapıyorlar.rnBatı ve Devlet, I. Dünya savaşının bitmediğinin bilincinde. Cihan harbi boyut değiştirerek devam ediyor.rnBatı yenemedi.rnDevlet de yenilmedi.rnDevlet, yüzyıl sonra elindeki kartları açarak oynamaya başladı.rnDevlet, Batı’nın bu kez mutlak gücünü yitirdiğini biliyor. Bu, devletin sırtını dayadığı en büyük avantaj oluyor.rnDevlet, dünya düzeninde oluşan jeopolitik boşlukta daha fazla inisiyatif alıyor.rnÜlkenin “yerli” ve “fikir namusuna” sahip bütün kanaat önderleri ve ideolojileri bu gerçeğe odaklanmalılar.rnErdemli Solcular,rnHakiki Ülkücüler,rnOrganik Atatürkçüler,rnAraftaki Kürtçüler,rnYüzyıl önce; Şeyh Said ayaklanmasını bile objektif olarak İngiliz ajandasına yazan duygunun benzerinin bu kez kendileri için yaşandığını bilmeliler.rnYüzyıl sonra devletin ve milletin en kritik zamanında bu kavga, bu çatışma ve bu ayaklanmalar niye?rnCumhuriyet’in ilk dönemi bugün yaşananlardan daha çetin ve travmatik koşullara sahipti.rnBuna rağmen Osmanlı bakiyesinin organik hiç bir cemiyeti Cumhuriyeti “düşman” koduyla kodlamadı.rnŞeyh Said isyanı olarak tanımlanan olaylar zinciri bile yoldan çıkanları uyarmak anlamında “ıslah” esasına dayanıyordu.rnKuşçubaşı Eşref, Fahrettin paşa, Mehmet Akif gibi Osmanlı sivil-asker devlet kadroları Bediüzzaman, Süleyman Hilmi Tunahan, Ömer Nasuhi Bilmen, Seyyid Abdülhâkim Arvasi, Ahıskalı Ali Haydar efendi, Elmalı Hamdi Yazır, Mehmet Zahit Kotku hazretleri gibi münevverler; ara rejimin bütün kışkırtmalarına rağmen Cumhuriyet’in içinde yer alarak “Devlet”i “düşman” tanımıyla ele almadılar.rnİslam uleması ‘burası artık Daru’l Harptir’ fikrini işlemedi. (80 sonrası samimi ama derinliksiz genç İslamcıların fikri düzeyinde rolü hariç)rnMillet, Kemalizm üzerinden geliştirilen na-haklılıkları ve mefsedeti sabırla göğüsledi.rnBütün muhalif duruşlarına rağmen, gavura hizmet etmemek adına; Devlete isyan etmeden, tek kurşun dahi sıkmadan ve milleti parçalamadan sağduyuyla geleceğe yöneldiler.rnNöbet tuttular.rn“İslamcılar” devlete ve millete karşı imtihanını en iyi şekilde verdi.rnSon büyük sınavları, faşizmin zirve yaptığı 28 Şubat darbesiydi. Bu darbeye en büyük tepkileri, Topkapı’dan Beyazıt’a uzanan “el ele tutuşma yürüyüşü”ydü.rnTürkiye’de, “organik” hiçbir İslami hareket beline silah takmadı.rnŞimdi sıra, bu toprakların “organik” Solunda, Ülkücülerinde, Atatürkçülerinde, Kürtçülerinde.rnYeni mücadelenin artık devletin istikameti olduğunu bilmeli.rnYeni’yi “düşman” koduyla algılayan, Batı oyuncusu, ajan örgütlere ve silaha karşı mutlak mesafe koymalılar.rnİşbirlikçileri ayıklamalı, Batıcı muhayyileden ayıklanmalılar!rnBatı’nın değil milletin nöbetini tutmalılar.rnAksi halde, sosyoloji, HDP’yi erkenden sürüklediği gibi; kendi elleriyle onları, en fazla beş yıl içinde, milletin düşman koduyla algıladığı kampın içine bırakacaktır!rn rnomeraltass@gmail.comrntwitter.com/omraltasrnwww.facebook.com/Ömer Altaş

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

SiZCE; Afyonkarahisar ilimizin yetiştirdiği en önemli siyasetçi ya da devlet adamı hangisi?..


YUKARI