Reklam
Bugun...
Advert
ERDOĞAN SONRASI ENDİŞESİ ?


Hakkı SEZEN ANALİTİK BAKIŞ
hakkisezen@hotmail.com
 
 

Sayın Burhan Kuzu, dün mesajında "Aziz Milletim: Başkanlık Sistemi bu ülkenin faydasına mı yoksa zararına mı diye çok fazla kafa yormayın. Karşı çıkanlara bakın kararınızı verin" demiş. Sosyal medyada da buna benzer ifadeler dolaşıyor.

 

Hakkını helal etsin, ekmek su hakkı olsa da ben kafa yormadan duramadım. Bahsettiği karşı çıkanların safında olmamak için uzun süredir yazmak isteyip de yutkunduğum konuyu bu gün yazmam farz oldu. Aslında Namık Kemal'in "müsademe-i efkardan barika-i hakikat çıkar" sözünden anladığımızı ve demokrasi farklı fikirlerin tartışıldığı doğrunun bulunmasını sağlayacak bir sistem olduğunu bilmemiz ve inanmamızı,saflığımızın bir göstergesi olarak kabul edebilirsiniz. Ama bu gün maalesef her şey siyah beyaz, Kabul edenler, etmeyenler diye keskin taraflara ayrılmıştır. Konuyu ayrıntısı ile tartışmanın evvelini ahirini düşünmenin imkanı kalmamıştır. Karşı fikirlere tahammül azalmış, herkes kendi düşüncesini, mutlak doğru kabul ediyor. Bence bu sağlıklı bir durum değil ama sadede gelelim..

 

Ayrıntıya girmeyeceğim. Kanun hükmünde kararnameler, Meclisin feshi, Bakanların denetimi, yasama yürütme yargı arasındaki ince çizgi, kalın çizgi, güçler ayrılığı ne olacak gibi sorular cevaplarla uğraşmayacağım. Sokaktaki vatandaşın anlayacağı şekilde anlatacağım, veya soracağım. Bence Sayın Kuzu Hocamızda öyle yapsa daha iyi anlaşılacak. Konu halka intikal edecek.

 

Peşinen söyleyeyim, Başkanlık sistemine de, Sayın Erdoğan'ın Başkan olmasına da karşı değilim. Cumhurbaşkanımıza güvenimiz tamdır, liderlik yeteneği ile Ülkemizi pek çok badireden kurtardığına şahit olduk. Aslında bu liderlik yeteneği ile şahsının bu anayasa değişikliği ile sağlanacak yetkilere ihtiyacı olmadığını da düşünüyorum. Koalisyonlara ve yönetim zaaflarına tahammülü kalmayan ülkemizin, başkanlık sistemine ihtiyacı olduğuna, yönetimde istikrarın bu şekilde sağlanacağına da inanıyorum.

 

Ancak dün Mecliste hararetli tartışmalarla birinci tur görüşmeleri biten, yeni adıyla "Partili Cumhurbaşkanlığı"nı sağlayacak Anayasa değişikliğinde ihtiyatla yaklaştığım, denetimde eksiklik ve yönetimi yanlış yaptığında durduracak mekanizmaların zayıflığı gibi bazı unsurların açıklığa kavuşması gerekir.

 

Denetimin sadece 5 yılda bir yapılacak seçimlere bırakılması bence yeterli değildir.

 

Cumhurbaşkanımız Erdoğan'a güveniyorum ama "mahkeme kadıya mülk değil". Elbet yarın bu yetkilerle başka bir şahsiyet seçilecek. İnşallah gerçek bir vatansever, halkına hadim, adil, feraset ve dirayet sahibi, Ülkemizi dışarıda layıkıyla temsil kabiliyetine sahip bir şahsiyet olur. Ama yetersiz, muhteris, sol zihniyetli birisi veya pragmatist bir ateist , seküler bir liboş, halktan kopmuş bir elit Cumhurbaşkanı olursa ne olacak? Hele hele geçmişte olduğu gibi zinde güçleri de yanına alırsa bunlara fren olacak bir mekanizma var mı? Mesela medyanın kahramanlaştırdığı bir sol veya karanlık zihniyetli, kimliğini ve gündemini gizlemeyi başarmış bir radikal, emperyalist güçlerin güdümünde "şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit etmiş birisi" Başkan olursa ne olur? Yani emperyalist güçlerin işini kolaylaştırmış olmaz mıyız? CHP Milli Şeflik tecrübesine sahiptir. Tekrar bir ikinci milli şeflik dönemi yaşarmıyız?

 

Maalesef sadece bizim milletimiz değil bütün dünya kamuoyu bu günkü iletişim çağında manipülatif hücumlara karşı dayanıksız. Bu hücumlar bilinen medya dezenformasyonundan başka ekonomik ve sosyal olaylarla, suikastlarla, ardı ardına tekerrür eden terör olayları ve akla gelmeyecek çok değişik argümanlarla da kamu oyunu etkilemekte. Tabii bu işin başat faktörü, medya organları ve şimdilerde etkisini gittikçe kuvvetlendiren sosyal medya olabilir.

 

Düşünün bu gün bütün üyeleri yurtdışına kaçmış, memleketi soyup soğana çevirmiş Uzan ailesinin Genç Partisini. Cem Uzan, döner ekmek dağıtarak ilk seçimde %7 den fazla oy almış, seçim öncesi dönemlerde iktidar ortağı olmuş, DSP, ANAP ve DYP ile yılların "dava" partileri MHP ve Erbakan'ın Saadet Partisi baraj altında kalmıştı. "Kıbrıs fatihi Ecevit" diyerek veya APO'yu seçim öncesi teslim ederek yapılan Küresel manipülasyonları da unutmayalım.

 

Anayasa Mahkemesi başkanlığına muhafazakar bilinen kişilerin oylarıyla gelmiş olan Ahmet Necdet Sezer, 28 Şubat ikliminde, 1999 yılı Nisan ayında "demokrasi hukuk ve düşünce özgürlüğü" üzerine yaptığı konuşma ile kendine iyi bir referans sağlamış, Ecevit'in teklifi ve Mecliste bulunan 5 partinin mutabakatı ile Cumhurbaşkanı adayı olmuştu. Hukukçu kimliğinin uyandırdığı itimatla Cumhurbaşkanlığı seçiminde kılı kırk yaran Refah Partisinin oyunu bile almıştı! Geriye affettiği aşırı solcular ve kendisini seçtiren Başbakan Ecevit'i ağlatarak ekonomiye takla attıran hatırasından başka ne kaldı?

 

Şimdi, Fetö diye yerden yere vurduğumuz Fethullah Gülen, bütün Türkiye'yi, hatta 160 ülkeyi, din iman, hizmet, himmet, eğitim vs. diye aldatmadı mı? Hatta bugün devletin en üst düzeyindekiler bile "aldanmışız", hatta "ahmaklık ettik" demedi mi?

 

Demek ki seksen milyonluk ülkenin gözünün içine baka baka insanlar kimliğini gizleyebiliyor. Bunlar Devletin en tepesine adeta bir cambaz maharetiyle tırmanabilirler de..

 

Maalesef Erdoğan sonrası hiç akla getirilmiyor..

 

Bu sistemi de bir deneyelim, gerekirse tekrar değiştiririz diyemezsiniz.

 

Kişilere ve olaylara göre kanun yapmanın yanlışlığını bütün hukukçular bilir. Tepki kanunu diye adlandırılan, bir olay patlak verdiğinde bunun için, hemen aceleyle bir kanun yapmak ta, sonradan düzeltemeyeceğiniz vahim hatalara neden olabilir. Bunun en son örneğini daha yeni yaşadık. Hükümet, 16 yaşından küçük ama ailesinin rızasıyla veya severek evlenmiş çoluk çocuğa karışmış 3000 den fazla ailenin yaşadığı mağduriyeti gidermek için yasa çıkarmak istedi. Muhalefet ve medya öyle büyük bir dezenformasyon faaliyeti gösterdi ki yasanın adı "Tecavüz Yasası"na çıktı. İşin orijinali bu yasayı (tecavüz olaylarına bir tepki olarak) 2004 yılında feminist baskıyla yapan ve hükümleri ağırlaştıran Ak Parti, tepki nedeniyle kantarın topuzunu kaçırmış, 6 ayla 2 yıl arasındaki cezayı 11 yılın üzerine çıkarmıştı.

 

Geçtiğimiz aylarda gayet yerinde bir girişimle, toplum nezdinde olağan sayılan, gelenekselleşmiş, ayıplanmayan, 16 yaşından küçük, ailesinin rızasıyla veya severek evlenmiş çoluk çocuğa karışmış ailelerin yaşadığı mağduriyeti gidermek için, yasa yapmaya veya hatayı düzeltmeye, halen hapislerdeki 3000 kişiyi ailesine çoluk çocuğunun yanına döndürmeye çalıştı. Feminist akımın, zinayı hoş gören, nikahlı ve meşru evliliğe dayalı aile yapısını dejenere etmek isteyen malum çevrelerin veya birilerinin sırf muhalefet olsun diye kurduğu baskıyla, Ak Partinin uğramadığı hakaret kalmadı. En sonunda "şerrinize lanet" deyip, havlu attı ve kanunu geri çekmek zorunda kaldı. Yani en güçlü döneminde AK Parti kendi yaptığı kanunu düzeltemedi!

 

Kısa süre önce yaşadığımız ayrıntıya girmeden bahsettiğim bu olaya hepimiz şahit olduk. Burada vurgulamak istediğim, gücünüz yetse bile kendi yaptığınız kanunu dahi düzeltemiyor olmanızdır! Kaldı ki daha büyük Meclis

 

çoğunluğu gerektiren Anayasayı değiştirmek mümkün olsun. 12 Eylül anayasasından sol da sağ da herkes şikayetçiydi. Ama otuz senedir hala köklü bir değişiklik yapılamadı. O nedenle çok ince düşünerek, kılı kırk yararak bu Anayasa değişikliğini sonuçlandırmalıyız. Sonra iş işten geçer, gün döner devran döner, kendi kazdığımız kuyuya düşeriz. İş işten geçer, zamanı geriye döndüremeyiz. Yönetimde istikrarı sağlayacağına inandığımız Başkanlık sistemini kurarken, temsilde adaleti nasıl sağlarız, milli iradeyi çiğnemeye kalkabilecek bir Cumhurbaşkanına karşı halkın ve meclisin denetimini nasıl müessir kılabiliriz, bu sakıncaları ve olası tehlikeleri nasıl atlatabiliriz konusunu hala tartışmalıyız diye düşünüyorum. 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

SiZCE; Afyonkarahisar ilimizin yetiştirdiği en önemli siyasetçi ya da devlet adamı hangisi?..


YUKARI