Reklam
Bugun...
Reklam
DURUM TESPİTİ


Hakkı SEZEN ANALİTİK BAKIŞ
hakkisezen@hotmail.com
 
 

Bu netameli coğrafyada güçlü olmak zorundayız. Güçlü ordumuzu, silah ve mühimmat sanayi ile desteklemeli, potansiyel düşmanlarımızın silahından daha üstün silahlarla donatmalıyız.

Ağır ve üstün silah gücüne sahip olmakla illa savaşmamız gerekmez. Bizim bu arzumuz, düşman saldırılarının caydırılması, masum ve mağdur ülkelerin korunması, aynı zamanda silah sanayinin doğurduğu büyük ekonomiye de kavuşmamızı sağlayacaktır. Artık biliyoruz ki, güç olmadan bağımsızlık olmaz, adalet sağlanamaz. Arkasına güç alamamış adalet, hamasetten ibarettir. Bu gün acımasız bir çarkın ve dişililerin birbirini harekete geçirdiği gibi, pek çok haksızlığa ve zulme alet olan savaş sanayi, büyüdükçe ekonomisi artıyor, silah tüccarları ve sanayicileri kazanıyor. Kazandıkça daha çok, daha teknolojik ve daha vahşi silahlar üretiliyor. Bunların satılması için fakir ve az gelişmiş ülkeler bir biriyle savaştırılıyor. Vekâlet savaşlarıyla emperyalist ülkelerin çıkarı için, milyonlarca masum insan ölüyor, göç ediyor, onuru zedeleniyor, aç kalıyor, acılar içinde kıvranıyor.

Siyasi manevralarla teğet geçtiğimiz ikinci dünya harbinden sonra, güçlü Sovyet tehdidine karşı Batı ittifakı yanında yer almak zorunda kaldık. Ama Batı dediğimiz blok bunu istismar etti. Kaşığıyla verdiyse, sapıyla gözümüzü çıkardı. Sadece kendi çıkarlarını gözettiler, hatta aşağıladılar. Biz ne kadar sizinleyiz deyip isteklerine uysak da, AB kapısında 50 yıl beklesek de bizi benimsemediler. Ülkemizi rencide eden Johnson mektubuna karşı, İsmet İnönü, "yeni bir dünya kurulur, Türkiye'de bu dünyada yerini alır" diye tepkisini dile getirdi; ama ne yeni bir dünya kuruldu, ne de biz yerimizi alabildik. Sovyetlerin dağılmasıyla da ABD ve ittifak halindeki Batı, dünyanın tek patronu oldu. Hegemonyası altındaki ülkeleri ezdiler, sömürdüler.

Putin döneminde Rusya, toparlanmaya ve petrol gelirleriyle ekonomisini geliştirmeye başladı. Alternatif bir dünya gücü olur bu arada bizde Batı'nın baskısını ve sömürüsünü hafifletebilir miyiz diye umutlanırken, Rusya çarlık hayalleri kurmaya başladı. Kırım'ı ilhak etti, Ukrayna'yı karıştırdı. Suriye pastasından pay almak için sert ve yoğun bir şekilde iç savaşın önemli bir aktörü oldu. Bazılarınca, Batının basiretinin bağlandığı, Obama'nın pısırıklığı şeklinde değerlendirilse de bence hepside planlı bir senaryo. Rus uçağının düşürülmesiyle, Rusya ve Türkiye karşı karşıya getirildi. Ekonomisini düzelten, silah sanayini geliştiren, Batı'nın politikalarını eleştirmeye başlayan, Yahudi zulmüne karşı sesini yükselten, Batı'nın çıkarları doğrultusunda hareket

eden zalim yönetimler yerine, halkın yanında duran, dünya beşten büyüktür diye emperyalist Batı'nın gerçek yüzünü dünyaya haykıran Türkiye'nin de yola getirilmesi, eskilerin deyimi ile tedip edilmesi gerekiyordu.

Yani kısaca çarlık hayalleri kuran Rusya ile patronlarına kafa tutan ve güçlenme emareleri gösteren Türkiye, karşı karşıya getirildi. Aynı zamanda terör faaliyetleriyle Türkiye meşgul edilecek, Suriye pastasını da bir güzel kendi aralarında pay edecekler. Şu anda gelinen nokta budur.

Tabi aniden gelişen olaylar ve hiç hesapta olmadığı halde Rusya ile çatışma tehlikesi karşısında, savunmamızı ve pek çok şeyi NATO’ya havale ederek çözeceğimizi zanneden kafalarda soru işaretleri ve endişeler belirmeye başladı. Bazı medya unsurları Rusların füze menzilini hesaplamaya, ülkelerin silah ve asker gücünü karşılaştıran tablolar yayınlamaya başladı.

ABD ve NATO’nun böyle bir savaşta Türkiye'nin yanında olmayacağı ima edildi. Hatta Lüksemburg Dışişleri Bakanı açıkça "NATO'nun her halükarda Türkiye'yi desteklemeyebileceğini" ifade etti.

Daha önce de patriotlarını bir getirdi, bir çektiler. Samimi bir yardımlaşma yerine politik çıkar hesaplarını ortaya koydular. Olaylar turnusol kâğıdı gibi sahte dostlukların foyasını ortaya koydu.

Sonuçta elden gelecek silahla ve güçle Ülke savunmasının zafiyeti ayan beyan ortaya çıktı. Bu sefer evde ne var endişesi başladı.

Durumun vahametini sezen aklı başında insanlar Ülkenin selameti için dua ederlerken, bir kısım örgütler ve kafalar da, hala fitne çıkarmak ve fırsattan istifade ile kendi değirmenine su taşımak peşinde.

Bu gün ülkemiz, etrafımızdaki gelişmelerden rahatsız. Önümüzdeki en büyük tehdit Suriye ve Irak'taki hadiselerden doğmaktadır. Bu komşulardaki yangını ülkemize sıçratmak isteyenler var. Hatta dostlarımız da bu komploların içinde. Dost düşman birbirine karıştı. Elimizde olmayan nedenlerle belalı bir badirenin içerisinde bulduk kendimizi. Bazılarının zannettiği gibi dışarıdaki gelişmeleri isteğimize göre yönetmek elimizde değil. Dışişlerini, milli eğitimi veya bayındırlığı yönetir gibi yönetemezsiniz. Pek çok unsurun, ülkenin, legal veya illegal örgütlerin hesaplarıyla ve planlarıyla uğraşmak zorundayız. Ne yapalım ki "düşman kavi, tali zebun"

Ümitsizliğe kapılmaya gerek yok. Tarihi geçmişimiz ve tecrübelerimiz bizi bu badireden de çıkarmaya yetecektir İnşallah. Yeter ki şu üç unsura dikkat edelim.

1. Birlik ve beraberliğimize dikkat edeceğiz. Asgari müştereklerde birleşmesini ve böyle zamanlarda küçük hesapları bırakmayı bileceğiz.

2. Güçlü ekonomi. Zengin ülkelerde huzursuzluk daha azdır. Herkes işine gücüne bakar. İşsiz, yoksul ve aç insanları kullanmak kolaydır. Ancak güçlü ekonomiye sahip ülkelerin ordusu güçlü, silahları muazzam olabilir. Dışarıda sözü dinlenir, etkilidir.

3. Güçlü ordu ve en üstün teknolojiye sahip silah sanayi.

Düşmana kızmak sorunu çözmez. Karanlığa küfretmek yerine mum yakmayı bilmeliyiz. İnşallah yazılarımızda bu konuları işleyecek, karınca kararınca ülkemizin selameti için görüşlerimizi serdedeceğiz.

Gayret bizden, Tevfik Allah'tandır. 

 





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
ÇOK OKUNAN HABERLER
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR

SiZCE; Afyonkarahisar ilimizin yetiştirdiği en önemli siyasetçi ya da devlet adamı hangisi?..


YUKARI