O MU, BU MU?


Doç. Dr. Kamil GÜNGÖR AKADEMİK YORUM
gungor72@hotmail.com
 
 


Adaleti hakkı savunmak ve yanında yer almak. Haklının kim olduğu önemli değildir. Bizim taraftan ya da karşı taraftan gibi ayırımlar son derece yanlıştır.

Nehyi anilmünkeri işlevsel olmaktan çıkarılmış bir dine inanıyoruz. Bu, özgürlük anlayışının bir yansımasıdır. Herkesin hayat tarzına ve düşüncesine saygı duymak (!) gerek… Oysa İslam mümkünde elle, değilse dille düzeltmeyi emrediyor. Ve konu; imanla ilişkili… Aşağıdaki değerlerin hayatımızın neresinde olduğuna siz karar verin.

Sabır. Dünyanın süsüne karşı boyun eğmemektir. Sabır bir tehdit gördüğümüzde pozisyonumuzu korumaktır.

Sabır bir zaafiyet değil, bir mücadele şeklidir. Hangi adımı ne zaman atacağınıza karar vermektir. Bir başka deyişle sabırlı şekilde davrandığınızda atacağınız adımı karşı tarafın "tahriki" değil, siz belirlemiş olursunuz. Dolayısıyla sabır bir "sonuç alma" sanatıdır. Bu sonuç aslında her iki dünya için de geçerlidir.

Sabır insanı "olgunlaştırdığından" zamanı geldiğinde yapacağınız hamle çok daha güçlü olacaktır. Zira siz hadiseleri tetkik edip geniş bir zaman içerisinde değerlendirdiğiniz ve elinizde ileri sürebileceğiniz çok sayıda ve sağlam "done" olması, bütün cephanesini çoktan bitirmiş olan rakibe karşı sizi son derece güçlü kılar.

Sabırla "zilleti" de karıştırmak lazım. Bunu ayırt etmenin en pratik yolu, "feraset" sahibi olmaktır. Feraset sahibi olduğunuzda, aynen satranç oyununda olduğu gibi olayın bir kaç hamle sonrasını görebilirsiniz. Sizi kimlerin hangi tuzağa çekmek istediğini anlayabilirsiniz. Sizin önünüze konan şeyler çoğu zaman sizi tuzağa çekme girişiminden başka bir şey değildir. Bu hamle başarılı olduğunda inisiyatif sizden gidecek zaten... Kapandaki fare ne yapabilir ki...

Sabır ve feraset soyut bir kavram olduğundan isteseniz de beş duyu ile bunları açıklayamazsınız. Bilimsel bir izahı da yoktur. Zira bilim görebildiğiniz ve hissedebildiğiniz şeyler "reel" kabul eder.

O halde bütün bildiklerimizi bir kenara bırakmasak da bildiğimizin ötesine geçmeye talip olmalıyız.

Cihat. Cihat düşmanı hatırlatır. Batılılar bu kavramı da kirletmişler ve kirletmekteler. Işid gibi... İç düşman dış düşman... Kişinin kendisi, ve dış düşman....

Kanaat. Kanaat kapitalist kışkırtmalara kanmamaktır. Bizim için itibar gösteriş marka değildir. En azla yetinmektir. Sahip olduğunu terk edebilmektir.

İffet... Toplumsal Hayatımızdan çok oldu çıkalı...

Seküler Değerler: özgürlük, bireyselcilik, rekabet, kar... Hatta; insan hakları, demokrasi, hukuk devleti, kapitalizm... Avrupa Birliği, Batı...

Sekülarizm… Allah’ın sosyal düzende olmadığı varsayımına dayanır. Müslüman için ise sınırları Allah koyar ki bu haliyle en temel ayrıştırma alanıdır.

Modernizm... Karşı karşıya olduğumuz en ciddi terördür modernizm... Bakın nasıl bir terörizm; yarınla ilgilenmeyen, ar-edep kelimesini duymamış, okumayan ama izleyen, düşünmeyen bu yüzden manipüle edilen bir gençlik... Bir vazife kaygısı olmayan kim var dendiğinde sağına soluna bakmadan ben varım diyemeyen bir gençlik yani...

Acaba ilerleme-modernizm bu mu... Ya da kendimizi batı değerleriyle tanımladığımızda mı ileri oluyoruz… Tabii ki öyle değil ama, toplum öylesine evrildi ki, din artık hiç bir şeye mani değil zihinlerde… Liberal İslam yani… Sadece amelsiz değil aynı zamanda itikatsız İslam (!). Bu öyle bir virüs ki; tek tek değil bütün nesilleri zehirliyor. Niçin çocuklarımıza laf geçiremiyoruz zannediyorsunuz.

Kılık kıyafet de bir kimlik olmaktan çıktı. Her şey biz yaşarken, gözümüzün önünde oldu. Her şey sürekli pompalanan AB sürecinde yaşandı. Bu medeniyet; sigarasını yakmak için coğrafyayı yakmaktan çekinmeyen bir medeniyet (!) oysa....

Müslüman bütün yaşam şekillerine saygılı filan değildir. Emri bir maruf nehyi anilmünkerin olduğu bir dinde böyle bir şey mümkün değildir. Kimin ne dediği de önemli değildir. Kur’an kınayanın kınamasından korkmamayı öğütler. Biz bir şey söylerken kırk kere düşünüyoruz, ama batılı her istediğini rahatça söylüyor.

Gençliğin enerji potansiyeli bir alana yönlendirmeyi gerektirir. Bugün bu enerji takım tutularak ve çeşitli bağımlılıklarla berhava ediliyor.

Çevresini mübarek kıldığımız dediği Kudüs ve Mescidi Aksa yine Kur’an’da lanetli olarak tanımlanan kavimlerin işgali altında... Bunu derdi hepimizi bağlar... Bu bir aymazlık ve gaflettir. Ama kaç kişinin umurunda…

Sizce hangisi ha!... O mu, bu mu…



Tarih: 20.06.2017 09:18